25 Şubat 2013 Pazartesi

Yol ayrımı...

      
         İkiye ayrılan bir yolun başındasınız ve hangi yoldan gitmeniz gerektiğine karar veremiyorsunuz aslında gitmeyi istediğiniz yolu biliyorsunuz ama bu kararla neleri arkada bırakacaksınız, kimleri kıracaksınız, kimler ne der, ne olur... Hep başkalarının mutluluğunu düşünerek sizi mutsuz eden kararlar vermediniz mi ?  Ben hep öyle yaptım , aman kırılmasın, aman mutlu olsun, aman kötü olursa laf etmesin... Başkalarının hayatını yaşadım hep. Ama zaman geçtikçe içime kaçtım, mutlu olmayı, kendim için bir şeyler yapmayı unuttum. 
      Hep ani bir karar sonucu hayatını değiştirip sonsuza dek mutlu yaşayan insanların hikayelerini okuyup nasıl  diye sordum. 
        Bu yazıya ilham veren bu haftanın gündemi Nil Erkoçlar oldu. Düşünün yıllarca başka bir yaşamda sıkışıp kalmış ve birden net bir karar vermiş hemde nasıl büyük, nasıl cesur bir karar, Herkes konuşuyor herkes yorum yapıyor, "Ne saçma" , "insan neyse odur",  "bu ne şimdi", "böyle saçma şey mi olur"bir sürü yorum bir sürü konuşma . Kimse de durup bir an düşünmüyor...  Kim kendini böylesine zor bir sürece bile isteye sokar kimse durup ta kendini onun yerine koyamıyor Eğer gerçekten böyle olmasa böyle cesur bir kararı nasıl verir.  Ufacık kararları bile nasıl zorlanarak verdiğimizi düşünsenize. 

             Evet sadece yazıma ilham olmadı aslında Nil Erkoçlar hayatımda bir değişiklik yapmak içinde ilham oldu. Onunki kadar cesur bir karar olmasa da hayatım adına cesur bir karar. Yanlış yada doğru bir şeyler sizi mutlu etmiyorsa dik durun ve iç sesinizi dinleyin sizi mutlu eden yoldan gidin...

15 Şubat 2013 Cuma

Çok çok çok karışığım zaten...

 

             Öylesine Karışığım ki bu aralar. Hayatımda ne oluyor ne bitiyor ben bile yakalayamıyorum,  Ne yapacağımı bilememem bir yana ne yaptığımı da bilemez durumdayım...  Bilinmezlere gebeyim...

8 Şubat 2013 Cuma

Kulüp 1000 ...

       
            Kitabın arka kapağında yazanlar şöyle ;

         "Bir tarafta, insanlar hakkında esrarengiz sezgileri olan ve sayılarla şaşırtıcı bir etkileşim kurmasını sağlayan, yalnızca bilgisayarlara özgü bir yetenekle donatılmış Canada Gold ya da herkesin bildiği adıyla Nada... Parmaklarınızın hareketlerinden yazdığınız mesajı kolayca çözebilir, görür görmez bir insanı en ince detayına kadar sıfır hatayla analiz edebilir. Bu onun hem özel bir dedektif hem de Las Vegas'ın pek çok kumarhanesinde izlenenler listesinin ilk sıralarında yer alan bir poker ve 21 oyuncusu olarak basamakları tırmanmasını kolaylaştıracaktır.

Diğer tarafta, kendilerine 'Bin' diyen çok tehlikeli bir grup... Pisagor öğretilerinin günümüzdeki mirasçıları olan Bin, kimsenin sahip olmadığı matematiksel bilgilere sahip... Çok zengin ve çok güçlüler. Bir hesap makinesiyle uçak düşürebilecek donanımdalar. Sayılarla ilgili en büyük sırları ise dünyanın nasıl ve ne zaman yok olacağını bilmeleri.

Sayılar, olasılıklar ve dahiyane bir kurgu...KULÜP 1000, yılın en iddialı romanları
ndan biri."


       İki aydır oradan oraya sürükleniyordu bu kitap elimde nihayet bitirdim. Açıkçası zorlandım bitirmekte , sona doğru konu boğmaya ve detaylar gereksizleşmeye başladı. Kitap sizi içine çekmiyor , odaklayamıyor  siz kitaba odaklanmak zorundasınız   aslında ben tarz olarak "Olasılıksız" ve "Empatiye" benzeterek almıştım kitabı , anımsatsa da  akıcılık olarak yanlarından geçemez bence . Tabi sonuçta bir emek söz konusu araştırma yapılmış , emek harcanmış kurgu var belli. Ama detaylar ve insanlar çok fazla. Bir kitap hakkında ahkam kesebilecek kadar işin ehli değilim tabiki. Fakat bu kitap benim (biz okuyucuların) okumam için yazıldıysa bu kadarını söyleme hakkını buluyorum kendimde. Kısacası ve sonuç olarak çok beğendim diyemeyeceğim.

           Şimdi elimde çok eskilerden uzun zamandır kitaplığımda okunmayı bekleyen kült bir kitap Antony Burgess'in en iyi eserlerinden biri olan "Otomatik Portakal"  bitirince sizlerle duygularımı paylaşacağım. İyi okuma saatleri dilerim hepinize . Kitap okumamanın bahanesi olamaz unutmayın :)

3 Şubat 2013 Pazar

Küçükte olsa alışveriş alışveriştir...


     
        Eğer alışveriş krizine girdiysem ve o gün dışarı çıkıp  gezip dolaşma fırsatı bulamadıysam ilk gördüğüm ve bana sevimli gelen şeyi sepete atı veriyorum. Küçük büyük fark etmiyor , şirin ve ilgimi çektiyse o an para harcama isteğimi bastıracak kanlı canlı bir şeyler. Öyle internetten alışveriş falan kesmiyor o an , hemen kanlı canlı istiyorum onu :) işte geçenlerde ev, iş  git, gel  bunaldığım günlerden birinde sıkılınca bir kenara atacağım yada belki hiç kullanmayacağım(daha önce alıp 1-2 hafta lavabomun yanında durduktan sonra ay bu burada fazlalık yapıyor ya deyip bir kenara attığım 2 fırçadan deneyimledim) ama görüntüde çok şirin ve alma isteğimi bastıramadığım bu şirin ördek fırça. Bazen ne kadarda gereksiz harcamalar yapıyoruz biz kadınlar :) Benim için züccaciye ve kırtasiye kendimi tutmayı beceremediğim çok tehlikeli alanlar önünden bile geçmemeliyim bence  :)

        Ama bakın ördek fırça ne kadarda şirin ki yine olsa yine yaparım  hiçte pişman falan değilim :)  ( Dikkat: bu cümle bunu okuyup sonraki saçma alışverişlerimde yorumda bulunabilecek kocacığıma önceden verilmiş bir cevap niteliğindedir ) :)

24 Ocak 2013 Perşembe

Senden, benden , bizden...

           
        Bende Her olağan kişi gibi doğdum , düşe kalka büyüdüm, okudum adam olamadım , sonra bir işe girdim ama hayallerimdeki iş değildi, evlendim sevdiğim adam için yaşadığım ve hatta ailemin yaşadığı şehri bıraktım peşinden geldim. Yani her olağan kişinin yaşayacağı şeyleri yaşadım ve muhtemelen yaşamaya devam edeceğim. Küçükken  hayallerini büyük tutup (kim küçük hayal kurar ki ? )ve büyüyüp gerçek hayatla yüzleştiğinde ise sudan çıkmış balığa  dönenlerdenim. Hayalindeki işi yapan o nadir insanlardan değilim. Yani kısacası bildiğiniz olağan, olması gerekenlerdenim.  Bütün gün çalışıp sonra eve gidip bide ütü, çamaşır, bulaşık işlerini yapmak zorunda olan "Olağan Dişiyim". Bir pasta börek bloğum vardı zaten ama farkettim ki meğer ben yazmayı da severmişim ve  birde kişisel bir blogum olsun ve  herkes bu blogda kendini bulsun dedim.

           Ben buraya senden, benden , bizden  yazmaya geldim. Olağan kişilikleri ve olağan dişilikleri olduğu gibi anlatmaya...